Çember Kaç Yılında Çıktı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
Geçenlerde arkadaşlarımla sohbet ederken bir soru geldi aklıma: Çember kaç yılında çıktı? Herkesin sormaya başladığı bu soruya verilen cevapların aslında toplumsal bir yansıması var. Çember, insanların hikâyelerini, hayatlarını nasıl şekillendirdiğini, kendi kimliklerini nasıl inşa ettiklerini anlatan bir kavram haline geldi. Ama bu soruya sadece bir yıl vermek, işin sadece bir yönünü görebilmek demek olur. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlarla ilişkilendirilmiş bir “çember”in nasıl şekillendiğini, bunların günlük yaşamımıza nasıl sirayet ettiğini daha geniş bir perspektiften değerlendirmek önemli.
Çember Kaç Yılında Çıktı? – Bu Soruya Derin Bir Bakış
Çember, sosyal medya üzerinden yayılan bir terim olmaktan çok daha fazlasıdır. En basitinden, bir çember düşünün. Kimisi bunu bir arkadaş grubu, kimisi sosyal bir yapı ya da toplumsal sistem olarak algılayabilir. Çemberin içindeki herkesin birbirine bağlı olduğunu, ama dışarıda kalanların çoğu zaman dışlandığını da kabul etmek gerekiyor. Çemberin hangi yılda çıktığını sormak, toplumsal bağlamda farklı bireylerin bu yapıya ne zaman dahil olduğunu anlamaya çalışmaktır. Ve aslında bu da sosyal adaletin, çeşitliliğin ve cinsiyetin ne zaman bu çemberin içine dâhil olduğu ile ilgilidir.
Benim gibi bir sivil toplum çalışanı için, bu sorunun cevabı aslında oldukça katmanlı. Sokakta gördüğümüz çemberlere baktığınızda, bazen bu çemberler dışladıklarını belirgin şekilde görürsünüz. Dışarıda bırakılanlar, toplumun normlarına uymayanlar, toplumsal cinsiyet rollerine karşı gelenler, kendini ifade etme konusunda zorlananlar… Bu kişiler, o çemberin dışındaki “görünmeyen” kişilerdir.
Toplumsal Cinsiyet ve Çember: Farklı İçe ve Dışa Dönüşler
Çemberin dışındaki bir diğer büyük grup, toplumsal cinsiyet kimlikleri üzerinden dışlananlar. Kadınlar, erkekler, trans bireyler, cinsiyet rollerine uymayan kişiler… Bu gruplar bazen görünmeyen çembere itilmiş, bazen de kendi iç çemberlerini kurarak toplumun dar sınırları içinde var olma mücadelesi vermektedir.
Geçenlerde metroda, sabah işe gitmek için sırada beklerken gözlerim bir çift kadına takıldı. Kadınlardan biri, oldukça geleneksel giyinmişti; diğeriyse daha rahat bir tarzda, üzerinde renkli kıyafetler vardı. İkisi de aynı çevrede, aynı şehirde, aynı toplumsal düzen içinde yaşıyorlardı, fakat ikisinin de dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı dünyaları vardı. Bu, toplumsal cinsiyetin farklı yansımasıydı. Kadının giyimi, davranışları, toplumda nasıl bir yer edindiği, toplumun çemberine dahil olma biçimini etkiliyor.
Kadınların toplumda daha fazla dışlanma ve marjinalleşme riski taşıması, toplumun onlara biçtiği cinsiyet rollerinin daha da daraltıcı olması, bu çemberin sadece bir noktada inşa edilmesini sağladı. Çoğu zaman, kadınların sesleri duyulmaz, kendi haklarını savunmalarına engel olunur. Oysa ki toplumsal cinsiyet eşitliği, bu çemberi daha geniş hale getirecek, hem kadınların hem de erkeklerin daha eşit bir şekilde var olmasını sağlayacak bir faktördür.
Bu konuda önemli adımlar atılmasına rağmen, hala çoğu toplumda kadınlar, iş hayatında, politikada ve sosyal yaşamda daha az yer bulabilmektedir. Düşünün, işyerinde bile bir kadın çalışan, bir erkek çalışandan daha fazla zorluklarla karşılaşabilir. Bu “görünmez çember”, bazı kadınların iş gücüne katılımını engellerken, bazılarının da toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini fark etmesine engel oluyor.
Çeşitlilik ve Çember: Kim Dahil, Kim Dışarıda Kaldı?
Bir çemberin içini düşündüğümüzde, içeriye kimlerin alındığını ve kimlerin dışarıda kaldığını sorgulamak gerekiyor. Çeşitlilik de burada devreye giriyor. İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde, bazen çembere dahil olmak istemeyen, bazen de farkında olmadan dışlanan birçok insan var. Bu, sadece cinsiyetle ilgili bir mesele değil; etnik kimlikler, dini inançlar, yaş, cinsel yönelim, engellilik durumu gibi faktörler de bu çembere dahil olma ya da dışlanma durumunu belirliyor.
Bir örnek vereyim: Geçenlerde sosyal medyada, farklı ırklardan ve etnik kimliklerden gelen bir grup insanın çalıştığı bir projeyi okudum. İnsanlar, kendi kimliklerini özgürce ifade edebildiklerinde, gerçekten farklı dünyaların birleşebileceği bir alan yaratılabiliyor. Ancak bu tür çeşitlilik temalı projeler çoğu zaman yalnızca belirli bir sınıfa hitap etmekte kalıyor. Toplumun diğer kesimlerinden, özellikle de sınıfsal açıdan daha düşük gruplardan olan insanlar, bu çeşitliliğe dâhil olamıyor.
Sokakta bir genç ile sohbet ederken, “Benim etnik kimliğim yüzünden çoğu zaman dışlanıyorum,” dedi. Aslında bu, o çemberin dışında kalanların bir başka kesimi. Kendisinin toplumun belirli normlarına uymaması nedeniyle dışlanması, ya da kendisini kabul ettirmekte zorlanması, toplumsal yapının çeşitliliğe olan açmazlarını gözler önüne seriyor. Çeşitlik, sadece farklılıkları kabul etmekten çok daha fazlasıdır. Her bireye eşit bir yaşam alanı sunmak, herkesin bu çembere dâhil edilmesini sağlamak gereklidir.
Sosyal Adalet ve Çember: Adaletin Dışında Kalmak
Son olarak, sosyal adaletin bu çemberdeki yeri çok önemli. Adaletin olmadığı, eşitsizliğin ve ayrımcılığın hüküm sürdüğü bir ortamda, çemberin dışındaki gruplar sürekli olarak adaletsizliklere uğrar. Bir işyerinde, toplumda veya sokakta, sosyal adaletin eksik olduğu her an, dışlanan bir grup daha ortaya çıkar. Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda sıkça karşılaştığım bir durum var: Çoğu zaman adaletsizliklerle mücadele eden bireyler, seslerini duyurmakta zorlanıyorlar. Onlar, aslında o büyük çemberin dışındaki seslerdir.
Sosyal adaletin olmadığı bir toplumda, bireylerin hakları çiğnenir, eşit fırsatlar sunulmaz. Burada eşitlik ve adalet arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekir. Eşitlik, herkesin aynı fırsatlara sahip olması demekken, adalet, herkesin kendi ihtiyaçlarına göre eşit fırsatlara ulaşabilmesini sağlamaktır. Bu farkı anlamadan, sadece “eşitlik” diye bağırmak, bu çemberin dışındaki grupları daha da dışlayacaktır.
Sonuç: Çember Kaç Yılında Çıktı?
Çember, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin bir araya geldiği bir kavram olarak şekillendiğinde, yıllar önemli bir faktör olmaktan çıkar. Bu sorunun cevabı, aslında toplumsal yapının değişimine, insanların haklarını ne zaman kazandığına, eşitlik ve adaletin ne zaman sağlandığına bağlı olarak şekillenir. Sokakta, işyerinde, toplu taşımada, her yerde bu çemberi görmek mümkün. Ama bu çemberin ne kadar genişlediği, kimlerin dahil olduğu ve kimlerin dışlandığı, toplumun bu üç temel kavramı ne kadar içselleştirdiğine göre değişiyor.
Promatareklam ekibi olarak “Çember kaç yılında çıktı” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!